Tarihi Mekanlar

ODUNPAZARI

Odunpazarı, Eskişehir’in ilk Türk yerleşim alanıdır. Türkler Karacahisar’ı aldıktan sonra Bizans tekfurlarının bulunduğu Şarhöyük (Dorylaion) karşısında Odunpazarı, Eskişehir’in ilk Türk yerleşim alanıdır. Türkler Karacahisar’ı aldıktan sonra Bizans tekfurlarının bulunduğu Şarhöyük (Dorylaion) karşısında Odunpazarı’nda yeni bir şehir kurarlar. 1097 yılındaki Dorylaion Savaşı sırasında 1. Kılıç Arslan’ın Odunpazarı’na ordugâh kurması nedeniyle Eskişehir 12. yüzyıldan itibaren “Sultanyügi/Sultan Üyüğü” adıyla anılır. Kentin geçmişindeki  Türk-İslam kültürünü ve sivil mimarlık örneklerini barındıran Odunpazarı’nda en erken tarihli yapı 13. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Alaeddin Camii’dir. 14. yüzyıldan itibaren  “Sultan-Önü” olarak anılan Odunpazarı, Selçuklu ve Osmanlıların geleneksel dokuyu oluşturmakta gösterdikleri özeni ve özgün örnekleri sergilemektedir. 1905 ve 1922’de şehrin çarşı bölgesinde çıkan yangınlardan sonra ticari ve kamu işlevi taşıyan yapılar Odunpazarı’na kaymaya başlamıştır. Yediler Parkı’na yakın alanda yakacak odun alışverişi yapılmış ve bu durum semte adını vermiştir.

Tarihi Odunpazarı semti, Akarbaşı, Akcami, Akçağlan, Cunudiye, Şarkiye, Paşa, Orta, Alanönü ve Dede mahallelerinden oluşur. Akcami ve Dede Mahallesi, geleneksel dokusunu en az yitiren mahallelerdir. Dar sokakları, evleri, camileri, çeşmeleri, küçük meydanları, etrafında genişlediği Kurşunlu Külliyesi ile Odunpazarı, beylikten imparatorluğa geçişte, Kurtuluş Savaşı’nda, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze hep çok özel bir coğrafya olmuştur. Ayrıca burada, 1. Ulusal Mimari Akımı’nın mimari izlerini Atatürk Lisesi ve Cumhuriyet Tarihi Müzesi’nde görebilirsiniz. “Tarihsel ve Kentsel Sit Alanı” olarak değerlendirilen Odunpazarı, Odunpazarı Belediyesi tarafından yapılan restorasyon çalışmalarıyla yaşayan bir mekana dönüşüyor. İyi korunmuş tarihi evleri, daracık sokakları, müzeleri, camileri ile Odunpazarı, bambaşka bir Eskişehir’i içinde barındırıyor. Mutlaka görmeniz gereken birçok yeri bulunuyor ve ziyaret edenleri cezbediyor. Odunpazarı Belediyesi tarihi semtin ziyaretçilerini fayton turları ile gezdirmeyi planlıyor.

 

Odunpazarı Evleri


Odunpazarı’nda sivil mimarinin özelliklerini yansıtan birçok ev bulunmaktadır. Evler genellikle sokaklara cepheli, bitişik düzenli ve bahçelidir. Evlerin sokağa bakan cepheleri çıkmalı, konsolludur. Evler genelde bir sofa ve etrafındaki odalardan oluşmaktadır.  Zemin katta servis mekanları, üst katta yaşama alanları olacak şekilde planlanmıştır.  Konutların ön cephelerindeki iki tarafa pencereli köşe odası, daha büyük ve önemlidir. Evlerin zemin katları genelde moloz taşla veya ahşap hatıllı kerpiçle yapılmış, araları kerpiçle doldurulmuştur. Üst katlar ise ahşap malzemeyle yapılarak araları kerpiçle doldurulmuştur.

Eski Odunpazarı evlerinin hemen yanı başında, tarihsel dokuda bütünselliği sağlamanın ve eski mimariyi devam ettirmenin güzel bir örneği olan diğer evler, Odunpazarı Meydanı’na bakan ve yoldan görünür bir bölgede yer almaktadır. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kültür merkezi projesi kapsamında betonarme bir şekilde tarihi Odunpazarı evleri örnek alınarak yapılmış ve bu kapsamda ilk olarak 2007 yılında Eskişehir Çağdaş Cam Sanatları Müzesi faaliyete geçmiştir. Yeme-içme ve konaklama olanaklarıyla yeni bir yaşam alanı haline gelmiştir.

Kurşunlu Külliyesi

Kurşunlu Külliyesi, 16. yüzyıl Osmanlı dönemine ait bir eserdir. Osmanlı Devleti vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından 1517 yılında yapılmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunan vakıf kaydına göre, Büyük Kervansaray hariç, külliye içinde bulunan binaların tamamı vezir Çoban Mustafa Paşa tarafından 1517-1525 yılları arasında inşa ettirilmiş ve muhtemelen 1525 yılında tamamlanmıştır. Kurşunlu Külliyesi’nin mimarı muhtemelen, Mimar Sinan’dan önce mimarbaşı olan, Acem Ali’dir. Gerçek adı Alaeddin Ali Bey olan Acem Ali (Acem Alisi ya da Esir Ali diye de bilinir) klasik Osmanlı mimarlığında adı bilinen ilk mimarbaşıdır (1519-1537). Külliye; cami, şadırvan, zâviye (medrese), talimhane, harem, imâret, Mevlevî şeyhlerine ait türbe ve iki kervansaraydan oluşmaktadır.



 

 

 

 

 

YAZILIKAYA
 

Ana Tanrıça Matar Kubileya'nın kutsal şehri Midas ve çevresinde anıtsal kült yapıları bulunuyor. Yerleşmeyi çevreleyen yüksek ve sarp volkanik kayalarda ise anıtsal ölçekli fasad, basamaklı altar/sunak ve nişlerden oluşan çok sayıda kült yapısı ve oda mezarlar yer alır.
 

Yazılıkaya Vadisi’nin güney ucunda, Yazılıkaya köyünün hemen batısında yer alır. Yüksek ve sarp tüf kayalardan oluşmuş Yazılıkaya platosunun üzerinde kurulmuştur. Vadiye batıdan ve kuzeyden ulaşan yolları kontrol altında tutan, daha yüksekte konumlanmış Akpara Kale, Pişmiş Kale, Gökgöz Kale ve Kocabaş Kale tarafından koruma altına alınmış bir yerleşmedir. Uzunluğu 650 m, genişliği 320 m’dir. Vadi taban seviyesinden yüksekliği 60-70 m kadardır. Frig döneminde şehrin surla çevrili olduğu düşünülür. Günümüzde sur bedenine ait yerinde korunmuş tek bir taş dahi yoktur. Ancak, yerleşmeyi doğal bir sur gibi çevreleyen kayaların belirli noktalarında basamak şeklinde kesilmiş temel yuvaları izlenir. Bu yuvalar kimi yerde birden fazla tahkimat olduğunu düşündürür. Şehrin ana girişi doğu yöndedir.  Ana kayaya açılan rampalı yol Kral Yolu olarak bilinir. Rampa boyunca yolu sınırlandıran kaya kütleleri üzerine figüratif kabartmalar işlenmiştir. Şehrin yayılım alanı içinde, plato üzerinde ana kayadan yontulmuş anıtsal ölçekli basamaklı sunaklar girişleri platodan başlayan, kaya merdivenleriyle inilen tonoz örtülü iki kaya tüneli ve güneybatı yönde alt terastaki anıtsal kaya sarnıçları en önemli yapıları oluşturur.


Yerleşmeyi çevreleyen yüksek ve sarp volkanik kayalarda ise anıtsal ölçekli fasad, basamaklı altar/sunak ve nişlerden oluşan çok sayıda kült yapısı ve oda mezarlar yer alır. Burası, çok sayıda ve en anıtsal dini anıtlarla donatılarak ayrıcalıklı bir konuma yükseltilmiştir. Bu durum, Midas Şehri’nin adeta bölgenin dini metropolü olduğunu ve Frigler tarafından kutsal kent olarak büyük bir saygı duyulduğunu gösterir. Frigler için başkent Gordion devletin en güçlü politik merkezi, Midas Şehri de krallığın başlangıcından itibaren en önemli dinsel merkezdir. Krallığın siyasi olarak yıkılmasından sonra da Midas Şehri terk edilmemiş, Hellenistik ve Roma dönemlerinde Frig kaya yapıları bazı ilave ve değişikliklerle kullanılmaya devam etmiştir.  Dünya Kültürel ve Doğal Mirası listesine dahil edilmek üzere aday gösterilmesi uygun görülen Yazılıkaya ören yeri dünyada eşi ve benzeri bulunmayan anıt yapılarıyla  her türlü olumsuz dış etkilere karşı inatla direnmektedir.



SİVRİHİSAR


Sivrihisar Eskişehir’in en büyük ilçesidir. İlçe merkezi, Ankara, Eskişehir ve İzmir karayollarının kesişme noktası üzerindedir. Çal Dağı’nın uzantısı olan volkanik bir kaya kütlesinin eteğinde, gökyüzüne doğru yükselen sivri kayalıklarıyla dikkat çeker. İlçeye ismini bu kayalıklar vermiştir. Kayalıkların Hisarönü-Balkayası mevkiinde Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nce boyalı kaya resmi tespit edilmiştir. Kaya yüzeyine kırmızı boya ile at, insan ve köpek figürlerinden  oluşan bir sahne resmedilmiştir.  


Kalkolitik Çağ’a tarihlenen bu resim sadece Sivrihisar yöresinde değil, şimdilik Orta Anadolu’da bilinen ilk ve tek örnek olması bakımından önemlidir. Arkeolojik araştırmalar Sivrihisar yöresinin Tunç çağları boyunca yoğun olarak iskan edildiğini gösterir. Bölge, Demir Çağı’nın güçlü krallığı  Frigler’in de ana yerleşim sahasıdır. Sivrihisar dağlarının kayalık yamaçlarında Frig yerleşmesi ve kaya anıtlarına ait güzel örnekler vardır. Frig kralı Midas tarafından kurulan  Pessinus (Ballıhisar) kenti buradadır. Dönemin ünlü Pers Kral Yolu ilçe sınırları içinde Pessinus’tan geçer. Roma ve Bizans döneminde  ticari ve askeri önemini korur.  İlçe merkezinin kuzeybatısındaki kale ve eteklerindeki yerleşmenin bu dönemdeki adı  Spaleia ‘dır. Sivrihisar, 1074 yılında Selçukluların hakimiyeti altına girer. Bu dönemde  Karahisar adını alan ilçede bir imar hamlesi başlar, bir çok camii, medrese, hamam gibi yapılar inşa edilir.

 

Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1308’de yıkılmasından sonra İlhanlılar’ın kontrolüne giren bölge, bu devletin Anadolu’da etkisinin zalmasıyla bağımsızlıklarını ilan eden Türkmen beyliklerinden, merkezi Kütahya’da olan Germiyanoğulları beyliği sınırları içinde kalmıştır. Sultan I. Murad zamanında Ankara vilayetinin merkez sancağına bağlı bir kazadır. 1912 Yılında Eskişehir’e bağlanır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunan işgaline uğrayan ilçe toprakları, 20 Eylül 1921 de işgalden kurtulur.


Nasrettin Hoca'nın Evi:


Ünlü mizah ustası Nasrettin Hoca, 605 (1208-1209) yılında Sivrihisar'ın Hortu köyünde doğmuştur. İlk bilgilerini köy imamı olan babasının yanında öğrenmiştir. Daha sonra Akşehir' e giderek Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim gibi devrin tanınmış alim ve ariflerinden bilgi öğrenmiş, nasip almıştır.


Hocanın ayrıca Konya Medresesi' nde okuduğu, Akşehir' de, Sivrihisar' da ders okutup imamlık ve hatiplik yaptığı sanılmaktadır. Bundan başka hocaya ait olduğu ileri sürülen eski bir mezar taşı üzerindeki vefatı 683 (1284) dür. Mezarı Konya ili Akşehir ilçesindedir.


Nasrettin Hoca adı, zekası ve fıkralarıyla dünyaca tanınmış bir halk filozofudur. Hoca' nın hayat, tabiat ve cemiyet içindeki insanı, keskin görüşler ve zeki söyleyişlerle karikatürize eden nükteleri yalnız bir milleti değil, bütün insanlığı tatmin edecek değerde olduğundan bu Türk zekası başka milletler arasında da tanınmış ve sevilmiştir. Türk halk zekası ise, bu nüktelerde kendi mizah dehasını bularak onları sevmiş, yaymış, bütünlemiş ve çoğalmıştır. Nasrettin Hoca Fıkraları batı dillerine de çevrilmiştir. Nasrettin Hoca İran, Mısır, Irak gibi ülkelerde, Kafkaslarda, Balkan ülkelerinde ve Avrupa ülkelerinde de tanınan ünlü bir mizah ustasıdır.


 

Karakaya Mezarı 

Köy mezarlığının hemen yanı başında, toprak altındaki volkanik kaya kütlesine oyulmuş olan oda mezar, tipik Frig kaya mezarlarının en güzel örneklerinden biridir. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı, arka arkaya yerleştirilen iki odadan oluşur. Arka odada ana kayadan yontulmuş, üzerine ölen kişinin yatırıldığı bir kline vardır. Köyü kuzey ve batı yönden çevreleyen kaya kütlelerinin yüksek kesimlerinde iki mezar daha bulunmaktadır.

 

 


 

 



 

 

SEYİTGAZİ
 

Seyitgazi İlçesi’nin kapladığı bölge, Türkmen Dağı, Kırkız  Dağı, Karadağ ve Yazılıkaya Platosu ile çevrelenmiş yüksek, engebeli bir topografik yapıya sahiptir. İlçe merkezi, yamacındaki Seyyid Battal Gazi Külliyesi ile uzaklardan seçilebilen Üçler Tepesi’nin hemen eteğinde yer alır. İlçe ismini bu külliyeden almıştır.


Arkeolojik araştırmalar Seyitgazi yöresinin Tunç çağları boyunca yoğun olarak iskan edildiğini gösterir. Bölge, Frigler’in de ana yerleşim sahasıdır. İlçenin güneyinde uzanan Yazılıkaya Platosu’nda  Frig kale ve kaya anıtlarının en özgün örnekleri vardır.

Roma ve Bizans döneminde  Nakoleia adı ile önemli bir  ticari ve dinsel merkez konumuna ulaşmıştır. İlçe merkezinde bir evin temel kazısında bulunan döşeme mozayiğinde okunan  “Nakoleia” kelimesi kentin bu dönemdeki adı için en önemli kanıttır. Tarihçiler Roma İmparatoru Julian Apostata’nın 361’de Pers seferi için Antiokheia (Antakya)’ya giderken Nakoleia’da bir süre kaldığından söz eder. 366’da İmparator Valens’e karşı isyan eden Procopius bu kent yakınlarında yakalanır ve öldürülür. Arkadius zamanında (395-408) Gotlar kenti ele geçirir.  740 yıllarında bölgeye yapılan Arap akınları sırasında İslam kahramanlarından Seyyid Battal Gazi bu yörede şehit olmuştur. Kilise kayıtlarından kentin bir çok konsile (dinsel toplantı) katıldığı anlaşılır. Önceleri Synnada’ya (Şuhut) bağlı bir metropolitliktir. 10. yüzyılda piskoposluk merkezi olur. Bugün Kalebayırı denen yerde Bizans kalesinden bazı duvar kalıntıları ayaktadır.16. yüzyıl Osmanlı minyatürlerinde kalenin sağlam durumu görülür. 1083-1084 yıllarında Türk akınlarıyla bir süre Danişmentlilerin eline geçer.

1097 Dorylaion Savaşı’ndan sonra Bizans İmparatorluğu’nun sınırından çıkar. Bizans dönemine ait önemli dinsel ve askeri yapıların varlığı bilinse de bunlar günümüze ulaşmamıştır. Seyyid Battal Gazi Külliyesi’nde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan sütun başlıkları, vaftiz  havuzları bu yapıların varlığını kanıtlar.

Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun tarafından Seyyid Battal Gazi’nin mezarının bulunduğu yere türbe ve mescit yaptırılmasından sonra yerleşme Seyitgazi ismini alır. Seyitgazi, 1336’da Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girer. İstanbul-Bağdat-Hicaz yolu üzerinde konaklama (menzil) yerlerinden biri olması nedeniyle Osmanlı döneminde önemi artar. XVI. yüzyılın ilk yarısında bir kaza merkezidir. XVII. yüzyıl boyunca adından pek söz edilmeyen sönük bir yerleşmedir. 1892’de tekrar nahiye yapılır. 1917’de ilk belediye örgütü kurulur. Kurtuluş Savaşı’na özel taburu ile katılır. Yunan işgalinde kısmen hasar görür. 1Eylül 1922’de işgalden kurtulur.


Seyit Battal Gazi
 


Söylenceye göre Seyyid Battal Gazi’nin kabri bir rüya sonucunda bulunur. I. Alaeddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun buraya önce bir türbe, ardından cami yaptırır. Günümüzdeki külliye türbe etrafında şekillenir.  Osmanlılar, türbe ve camiye medrese, imarethane, tekke ve dergâh eklemişlerdir. Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren II. Beyazıt ve Sultan I. Selim tarafından tamir edilen yapılar eklentilerle zenginleştirilir. Kanuni Sultan Süleyman, İran’a karşı yaptığı seferler sırasında Seyitgazi’yi ziyaret eder, külliyeye bazı ilaveler yaptırır. Irak Seferine giderken ordusu Seyitgazi’de konaklar ve Matrakçı Nasuh’a Seyitgazi minyatürü yaptırır. IV. Murat ise Revan Seferi sırasında buraya bir kervansaray yaptırır.


Seyitgazi, İstanbul-Bağdat-Hicaz yolunda yer alır ve hac yolculuğuna çıkanların da konaklama noktası olur. Bu durum dini anlamda Seyitgazi’nin önemini artırır.


Külliye, medresesi ile İslami ilimlerin öğretildiği merkez olur. Külliye, önce Kalenderi dervişlerinin, sonra Bektaşiliğin merkezi haline gelir.  Rivayet odur ki Hacı Bektaş-ı Veli külliyeyi ziyaret eder ve Orhan Gazi’den burayı imar etmesini ister. Orhan Gazi, bin adet ev halkı oturtarak Seyitgazi’yi büyütür.  Bu vesile ile külliye Bektaşilerin önemli bir ziyaretgâhı halini alır.  Seyyid Battal Gazi veli, gazi ve seyit sıfatlarıyla her mezhep ve tarikattan bütün Müslümanların oldukça değer verdiği birleştirici bir isim olur.







 



 


EOSB TANITIM FİLMİ

OSB HARİTASI